Şehrin Katmanları: Bellek, Mekân ve Karşılaşmalar
İstanbul, farklı dönemlerin, toplulukların ve anlatıların üst üste biriktiği katmanlı bir şehir olarak okunabilir. Her sokak, her meydan ve her yapı yalnızca fiziksel bir mekân değil; aynı zamanda kolektif hafızanın taşıyıcısıdır. Bu nedenle kamusal alan, yalnızca gündelik yaşamın gerçekleştiği bir zemin değil, geçmiş ile bugün arasında sürekli yeniden kurulan bir müzakere alanıdır.
Son yıllarda kent çalışmaları, hafızanın yalnızca arşivlerde ya da anıtlarda değil, gündelik karşılaşmaların içinde de üretildiğini göstermektedir. Özellikle queer topluluklar, göçmenler ve görünürlüğü sınırlı bırakılmış gruplar için şehir, resmi tarihin dışında alternatif hafıza ağlarının oluştuğu bir mekâna dönüşür. Bu ağlar çoğu zaman geçici, kırılgan ve görünmezdir; ancak kentsel deneyimin önemli bir parçasını oluştururlar.
Kamusal alanın dönüşümü, bu alternatif hafıza biçimlerini doğrudan etkiler. Bir meydanın yeniden düzenlenmesi, bir yapının işlev değiştirmesi ya da bir mahallenin dönüşmesi yalnızca fiziksel çevreyi değil, o mekâna bağlı deneyimleri ve ilişkileri de dönüştürür. Bu nedenle kent üzerine düşünmek, aynı zamanda hangi hikâyelerin görünür kılındığını ve hangilerinin unutulduğunu sorgulamaktır.
ACT ART’ın programı kapsamında ele alınan bu tartışmalar, sanatın kamusal alanla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeyi amaçlar. Sanatsal üretim, yalnızca temsil eden bir araç değil; yeni karşılaşmalar, yeni anlatılar ve yeni hafıza biçimleri üreten bir eylem alanı olarak değerlendirilir.
Bu not, etkinlik kapsamında yürütülen tartışmalar için bir başlangıç noktası sunmayı ve kent, hafıza ve görünürlük arasındaki ilişkiler üzerine yeni sorular üretmeyi hedeflemektedir.
