Skip to main content

ActArt

ACT#9
← Back

Sanat Eseri, Hareket ve Göç

                      *Nadir kuşlara 

    0.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) direktörü Amy Pope’a göre resmi olarak iklim göçü çağındayız. Pope yaptığı yazılı açıklamada şunları ekliyor: “İklim değişikliği ile insan hareketliliği arasındaki bağlantıyı kıta ölçeğinde ele alacak acil çözümlere ihtiyaç var.” (1) 

Küresel ısınmanın şiddetine bağlı olarak 2050 yılına kadar 44 milyon ile en fazla 216 milyon kişinin iklim göçmeni olabileceğini tahmin ediliyor. (2) 

Geçtiğimiz günlerde örgüt, yine bir yazılı basın açıklaması yaptı. (3) Deniz yoluyla Avrupa’ya gelenlerin sayısının yüzde 39 azalması ve buna rağmen 2 bin 292 kişinin öldüğü ya da kaybolduğu bildiriliyor. 

Haziran ayında Malta açıklarında tekneleri alabora olan on göçmenin cesediyle karşılaşıldı. Libya’nın Trablus kentinin doğusunda on beş göçmen cesedi bulundu. (4) 

İspanya’da sivil toplum kuruluşu olan Caminando Fronteras’a göre (5) 2026 yılının ilk beş ayında İspanya kıyılarında 1300’den fazla göçmen hayatını kaybetti. (6) 

Tablonun korkunç olduğunu söylemeye gerek yok. Küresel çapta bir göçmen ve mülteci düşmanlığını da hesaba katarsak durumun içinden çıkılamaz olduğunu düşünebiliriz. 

Amy Pope’un bir ifadesini özellikle parantez içine almak lazım: “İnsan hareketliliği.” 

  1.  

“Adaları Araplar bastı.”, “İstiklal Caddesi Araplara teslim oldu” minvalindeki suçlamalar hız kesmeden devam ediyor. Hatta bir siyasi parti “tüm sığınmacı ve kaçaklar gidecek.” sloganıyla propaganda yapıyor, hedef gösteriyor. Şehirlerdeki suç işleme potansiyeli her fırsatta göçmen gruplara atfediliyor. 

Oysa sadece insanlar değil; başka canlılar, cansız maddeler, iklimler, yeryüzü hep hareket halinde. Sadece bu hareketler dereceli olarak değişim gösterir. İnsan ya da yeryüzünde doğal, normal varsayılan durumlar yoktur. Devletleri, toplumları istikrarlı, sabit yapılar olarak görmek, dolaşımları ve yarı-kararlılığı/yarı-dengeliliği (7) reddetmek beraberinde otoriter rejimlere yol açmıştır. Paralel olarak göçmenlik bizlere istisna hâli olarak dayatılır. Vatandaşlık esastır. Mesele burada yurttaşlığın her daim ayrıcalıklı olduğu değil. Kast ettiğim sorun, yerleşik/yerleşmiş olma, durağan konum. 

İnsan temelde göçmendir. Asırlar boyunca hareket halinde ve sürekli yer değiştirmiştir. 

Bu coğrafyayı düşünelim. Balkan, Trablusgarp, Birinci Dünya savaşları gibi pek çok çatışmanın ortasında, kitleler bulundukları coğrafyalardan göç eder. (8) Dolayısıyla Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde göçmenlik ana faktörlerden biridir.  

Günümüzde Irak’tan, Suriye’ye, Ukrayna’ya, Filistin’e kadar savaşlardan, soykırımdan dolayı göçler hız kesmeden devam etmekte. Abd – Meksika sınırında Amerikan güvenlik güçleri ile sınırdaki kitlelerin çatışmaları hala büyük bir sorun olarak gündemde. 

Ayrıca hudutlarla ilgili bundan 40 yıl önce dünyada on beşi aşkın egemenlik duvarı vardı. Bugün rakamlar neredeyse 70’in üzerinde egemenlik duvarını işaret ediyor. 

Önümüzdeki yirmi yıl içinde gerek savaşlar, rejim krizleri gerekse de küresel ısınma yüzünden göçmen sayıları dört katına çıkabilir. Tel örgülerin üretimleri, özel gözaltı merkezleri, kâr saplantısındaki taşeron şirketler, sınır dışı edilen göçmenler oluşan tablonun karanlığını özetler nitelikte. 

Göçmen düşmanlığının, sınıf sömürüsünden, ırkçılıktan beslendiğini unutmadan, kapitalizmin öncesine kadar uzandığını hesaba katmak gerek. Bölgesel yayılma ve  mülksüzleştirme neolitik toplumlarda da vardı. Bölgeleştirme politikasıyla beraber tarımsal topraklar ortaya çıkar. İşlenebilecek ekili alanlar kalmayınca, içsel limitlerin aşılmasına yol açar. Bu da belirli nüfusların göçe zorlanmasına sebep olur. Limitlerin dışında kalanlar ise çevre yerlerdeki dağlara, çöllere gitmeye zorlanır. 

Baskıcı formun mantığı antik çağlara yayılır.  Yönetici sınıflar köle olarak belirledikleri gruplara karşı mülksüzleştirme ile sınır dışı etme politikasını uygular. Bugün kapitalist, bölgesel ulus devlet biçimlerinin kalbinde bu tarz bir otoriter siyaset yer alır. 

Jeopolitik şiddet, ekolojik tahribat, ırkçılık, sömürgecilik, savunmasız kitleler üzerine kabus gibi çöker. Toprak/ev hakları, yurttaşlığa katılım, yasal statü, üretim-geçim kaynakları/araçları kaybolur. 

  1.  

Tüm bu politik olayların, şiddetin ortasında mesele güncel sanata büyük görevler yüklemek değil. Sanat eserleri politiktir demeye alışmış olsak da detaylara inmenin, incelikleri tartışmanın aciliyetiyle karşı karşıyayız. 

Göçler tarihsel olarak süreklidir ve toplumların asli ve kurucu unsurlarıdır. Öte yandan güncel sanatın neredeyse en önemli temalarından biri. Oysa kimi zaman varoluşsal bir şeymiş gibi sınırlanıyor (metaforik anlatımlarla) bazen de kimlik eksenli konumlara sıkışıyor. Sanki belirli bir zaman diliminde a noktasından b noktasına doğru geçiş varmışçasına, göçmenlikle ilgili bir kafa karışıklığı söz konusu. Sergilerde çerçevelenmiş, temsil olarak duran görseller seyirlik malzemeyle sınırlı kalıyor. Bu da mevzunun yalıtılmış olarak görünmesine sebep oluyor. Göç etmenin gerçekten tarihsel, politik, ekonomik, sosyo-kültürel sebepleri üzerine demokratik tartışmalara ihtiyaç var.  

Bununla ilgili olarak, örnek teşkil etmesi açısından farklı sanat pratiklerini tartışmanın önemli olduğunu düşünüyorum. 

  1.  

Cengiz Tekin’in üç çalışması ortak bir zemin üzerinde buluşuyor. (İki video, bir fotoğraf) 

“Just Before Paradise” (Cennetten Önce) adlı videoda 7 farklı göçmen bedeni kapalı havada, deniz kıyısında görülüyor. Tek tek yüzlerini gördüğümüz bu insanlarda göç etmenin ve kaçmanın yaralı izleri var. 

“Red Carpet” (Kırmızı Halı)  isimli videoda denize doğru açılmış bir kırmızı halı var.  Çalışma dalga boyu seviyelerinin kaçışlarla ilgisini vurguluyor.  

“Border” (Sınır)  köhnemiş, bürokratik ağırlıkla çökmüş, sınır bölgenin fotoğrafı. 

Eserler göç etme, göçmenlikle ilgili çatlaklardan, seslerden, çalkantılı düzlemlerden oluşuyor. Yalnız çalışmalar göç etmenin temsili ya da toplamı/bütünü değil. Olumlu anlamda Cengiz Tekin bir politik meselenin vekili gibi hareket etmiyor. 

Sanatçının çalışmalarında göçmenlik hususu belli bir derecede. Üç eser çağdaş göçlerin dalgalanmalarını işleyerek toplumsal bir türbülansın altını çiziyor. Görsellerde yerinden yurdundan edilmişliğin, sürgün hâle gelmenin ve dalgalarla boğuşarak başka coğrafyalara sürüklenmenin, dağılmış olmanın izleri var. 

Öte yandan eserleri başka ilişkilenmelere açmak gerek. 

Göçmenlik tarihsel olarak tek bir katmanda yer almaz. Tarihin farklı noktalarında çok çeşitli göçmen konumlarıyla karşılaşırız. Günümüzde de durum böyledir. En somut örneklerinden biri; baskıdan/otoriteden kaçıp başka ülkelerde yaşayanlar ya da ekonomik sebeplerle göç eden kitleler var. Yani göçmenlik değişkendir ve kimi zaman toplumsal devinimlerin kurucu unsurlara haline gelir. Bir istisna hâlinin dayatılması ya da yurttaşlığın karşıtı değildir. 

4.

Cengiz Tekin’in eserlerini yerleştirdiği alanda göze çarpan önemli bir mevzu söz konusu: Devletlerin politikalarındaki merkezkaç egemenliklerin varlığı. 

Merkezkaç hükümranlık antik çağlardan günümüze kadar uzanır. Devletler itaat, kölelik, kamu işleri, fetihleri kontrol altında tutmak için belirli mekanizmalar geliştirirler. Merkezi otoritelerin (imparatorların, yönetici sınıfların, despotların) çevresinde biçimlenen kentler alt bölgelere ayrılır. Buralarda kurulan kamu daireleri, teşkilatlanmalar merkeze bağlanır. Göçmenler dışarıdan geldikleri için politik katılımdan mahrum bırakılırlar. 

“Just Before Paradise” (Cennetten Önce) , “Red Carpet” (Kırmızı Halı) ve “Border” (Sınır) aynı zamanda bölgesel ulus devletlerdeki bu egemen politikaları akla getiriyor. 

  1.  

İkinci fragmanda “sanat eseri politiktir” deyip bırakamayız demiştim. 

Bir sanat eseri yalnızca yeni çıkan materyallerle/teknolojik donanımlarla ve bunlarla kurduğumuz bağlarla sınırlı olamaz. Karşılaştığımız estetik pratiklerin teknik, varoluşsal, tarihsel, kültürel, toplumsal pozisyonları olmakla beraber duyularımızı nasıl yapılandırdığı da tartışmaya açık hale gelir. Dinamizmiyle mekansallık yaratır. Bu, eserdeki seslere, imajlara dikkat kesilmekle ilgili. Gerilimleriyle/çatışmalarıyla, yakınlığı ya da mesafesiyle artık beğenme/beğenmeme yargılarının ötesindedir. Eser düzenleme pratiği olarak, mevcut reel siyasetin dinamiklerden farklı bir politikanın temposuyla yoğrulur. 

Yazının girişinde Amy Pope’un “insan hareketliliği” ifadesini başka yerlere açmaya gayret ettim. Buna sanat eserlerini de ekleyebiliriz. 

Emre Şan’ın bir yazısından bölümle bitirmek isterim. Yazar “Sanatın İmajları ve Yeni Sorular” adlı metninin son paragrafında şöyle seslenir: “Sanatsal imajlar günümüzde görünürlük alanını yapılandıran kategorilerden çıkışı tetikler, görmenin başka bir tarzını sunar.” (9)

*Başucu metnim diyebilirim. Yıldırım Türker’in yazısı:  

https://apacikradyo.com.tr/tavir-farklilik-nadir-kuslar 

1) Uluslararası Göç Örgütü: Resmi olarak iklim göçü çağına girdik:

https://bianet.org/haber/uluslararasi-goc-orgutu-resmi-olarak-iklim-gocu-cagina-girdik-283490 

2) Dosya: İklim Göçü: https://www.aa.com.tr/tr/dosya-haber/dosya-iklim-gocu/4025089 

3) BM, 2025’te göç yollarında yaklaşık 8 bin kişinin öldüğünü veya kaybolduğunu bildirdi: https://www.indyturk.com/node/782778/d%C3%BCnya/bm-2025te-g%C3%B6%C3%A7-yollar%C4%B1nda-yakla%C5%9F%C4%B1k-8-bin-ki%C5%9Finin-%C3%B6ld%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%C3%BC-veya-kayboldu%C4%9Funu

4) ve 5) https://gazeteoksijen.com/dunya/100-gunluk-esaretin-bedeli-279369 

6) Bir STK olarak “Caminando Fronteras” : https://caminandofronteras.org/ 

7) Hüsamettin Çetinkaya’nın Akademim Yayınlarından çıkan “Ontopolitika” adlı kitabının bir bölümünde Belçikalı kimyager, fizikçi Ilya Prigogine’den  bahseder. “Yarı-kararlılık”: Düzenden düzensizliğe değil, düzensizlikten yeni bir düzene geçiş. Prigogine’in teorisinde canlı hücreler, eko sistemler, zihinsel sistemlerin temelidir. (Sayfa 19) 

Bunlarla bağlantılı olarak toplumların homojen olmadığını söyleyebiliriz. Farklar toplumsal akışları yeniden biçimlendirir, düzenler, üretir. 

8) Emre Şan-“Sanat Felsefesinin Hikayesi-Mağara Resimlerinden Dijital Yayınlara”  Ketebe Yayınları. Sayfa 108